barbar


güneş, bir camın arkasından gerisin geri sana, tüm kusurlar için biraz daha, biraz daha toz ve uçuşan şeyler. çatlayıp duran deri, dökülen kirpik. dört bir yana saçılmış şifa taşlarınca.

sen ayırabilir misin birbirinden, gecede kesik bir hırıltıyı boşlukta yuvarlanıp giden bir şeyden ve aslında tüm renklerin beyaz olduğunu mesela. bunu sen söylüyordun. bu mümkün olabilir mi?

yeniden belirir o gölge. o koyultu kökleri zorlayan. ne varsa biriktirir aceleyle öteki. bir barbar soluk soluğa geçer. kaç kişiyim ben, bu hangisi. toz toprak ve uçuşan şeyler.

kışa hazırlanmanın bir yolu hepsi.

tuz


merhaba. hiç uyumadım. şehre karanlıkta girenleri saydım ve böylece saatler geçti. ağzımı bile açmadım oysa herkes soruyordu. bir haritam olsaydı eğer, belki bir pusula elime tutuşturulmuş, ama heyhat! nasıl söyleyebilirdim, nasıl ve nereden dönülebildiğini geriye.

köpekler gibi uludum. sende bir şeye dokundum çok kötü, şu tüylerime bak. çıldırır gibi bir denizi kasıklarından içeri doğru. tüm kapıları hep sana doğru. içi boşaltılmış bir hayvana benziyorum, tuz tutmuş buza, birikmiş cürufa. büsbütün az geliyorum her yere.

en uzun sayı


hatırlat hepsini, bir yortuyu ve bazı yas günlerini fırtına takviminden. bunu en iyi sen bilirsin. rüzgarları sen izledin, depreşen uzak suları. bir şehri yaparken fazladan birkaç yokuşu koymayı da sen düşündün. 

topladığın otları bana taşı. ateşi tutuştur bir kabileli gibi. en uzun sayı sensin, parmaklarınla yoklayıp durduğun şu migren. belki bütün köşeler de senin için varlar. cetveller, yapı ustaları, kızıl ardıçtan oyduğun kurşun kalem.

zaman-dışı


yatağın ucunda, dağılıp gelen nefesinde bir şey var. birkaç su bardağı, toz duman, buna ne dersen de! zamanın dışına it istersen, daha uzak bir yıldıza, kamburuna bir adamın. kim bulabilmiş hem, bazı şeyler için bir dil yok dünyamızda.

orada her şey aslına döner, bir şeyin bir şeye oranı neyse, inan hiç mühim değil, belki işittiğin bir küfür bile. bunu sen söyle! nasıl azalır insan, ne kadar uzağa gidebilir, kaç atlas peş peşe, kaç kara parçası yeter buna.

küre


her şey kamaştı. renklerin solduğunu gördüm, sarının da. büyücülere koştum, çıkrık ustalarına. heykellere taş atan kadınlara sordum, yok bir adresim, işte bana yurt olmuş her yer tarumar, ovalayıp parlattığım metal ve kasnak, her şeyi bir arada tutan.

görmüyor musun, dikkat kesilerek indiğimi merdivenleri, bir pazar yerini kim bilir kaçıncı kez geçtiğimi; çünkü ben bir küreyi taşıyorum, bunu görmüyor musun. benim ıslık çalarak gezen ve tükürüp duran rüzgarın arkasından.

adsız


işte tam da orada, yüzündeki çukura yerleşirken ışık, ben altı üstü bir gölge, birkaç adım asfalt arabaların yarıp geçtiği. bir ot nereye doğru uzayacağını hiç bilmeyen. çayır üçgülü, taşkıran, geven belki. her şeyi hatırlamaya yazgılı ve bütün acıları ustalıkla ezberleyen.

duy beni, gör açtığım arkı. kimse anlamadan bir taşı bırak elinden, harelendir suyu. çünkü ne varsa tekrar eder kendini. gör beni, duy sıkışıp duran damarın soğukluğunu. herkese anlat kimselerin bilmek istemediğini. gece ıssızda denize bıraktığın taştan bahset, onlara yıldızları birbirine iten vaktin zembereğinden.

daha uzak


beni bırakma yirmi bir santim çok uzak. taş tuğla hesabıyla mevsim hesabıyla bu yetmeyecek. bak insan kaç türlü sever birini bilir misin, ben hepsini denedim. her şey aynı kalsa da her şey değişir. geçer sokakların zamanı, sirenler çalar ve susar. aşk gökyüzünü soğurur. böcekler de sever. bir yerlere doğru yürüyen insanların arasında böcekler de sever.

*

beni bırakma elli bir santim çok uzak. bir ot kadar uzak şimdi kaldırımları çatlatacak bir ot kadar. zamandan eksilse ne çıkar ülke ülke büyüyüp gider. mürekkebe benzer bir şey işler kemiğe. bir yas nasıl tutulur, hangi pencereye koşarak insan. bazı sokaklara hiç bayrak asılmaz. bazı böcekler bütün mevsimlere alışır. her mesafe bir böcek boyuyla başlar biter. 

*

beni bırakma doksan bir santim çok uzak. hem bir kuş uçuşuyla da bilinecek gibi değil. çünkü hiç bir yerden geri dönülmez. bando takımları arasında, duvarların içinde, duvarların üzerinde. her ses bir yerde bekler. bütün yankılar böyle büyür, daireler çizerek. kimsenin duymadığı sözleri böcekler işitir. yas tutmayı onlar bilir. gidilen her yerden geri dönmeyi onlar bilir.

bukağı


başının ağırlığını duyuyorum. üzerindeki kesik eli. daha çok senin elin. ter içinde ve saç diplerin, bütün kökleri tek tek sayıların ve harflerin toplamından. her şeyin toplamından. insanın kurtulamadığı tüm o şeylerin toplamından.

şimdi benim bu yılmadan düğümlediğim yolları sen en başından yürüyorsun, üstelik yalnız. seviyorum gücünü. budandıkça güçlenen yerlerini. kasıklarını ve koltuk altlarını. diz kapaklarının arkasındaki çizgileri. sonra senin hiç görmediğin çizgileri. her şeyi birbirinden ayıran. atları ve attarı ve unutulmuş bir kuş dilini.

biliyorum nasıl sökün ediyordur bir yerlerindeki tüylerin, nasıl dönüyordur eve biri. sırtımda kendi çarmıhımı taşıdığım kum çöllerinden. her şey yeter ve az gelir. bunu biliyorum. çırılçıplak soyunsam da kendi bedenim bukağı. üstelik elmastan kömüre varmak için her şeyi vermeye hazırken. söz gelişi kaburgamdan bir parçayı vermeye hazırken hem de.


neden sonra işte, bir şey camlara vurdu, taşı titretti, damarları birbirine itti. her şeyi böylece kendime benzettim. yalnız kendime.

bozkır


beni oraya götür, rüzgarların uğultusunda koştur, ellerini derimde gezdir, her şeyi hızla öğrenirim ben, nasıl olduğunu, çünkü ben bu bozkırda doğdum. sırtını hiç unutmadım, tüylerini ıslattım, ürperttim içini, bir sabah deli gibi oradan oraya, duvarlarını ittim, iplerimi sana verdim sonra.